Şirketimizin Kurucusu

Bir Denizci Beyi Mecit Çetinkaya (1912-1978)

Mecit-Cetinkaya-1978

Mecit Çetinkaya, Anadolu’nun doğusunda  1912 (H.1328) yılında Kelkit’te dünyaya gelmiştir. Henüz 5 yaşlarındayken,  Ermeni çetelerinin köylerine yaptığı baskında,  köyün ileri gelenlerinden olan babası Abdullah Efendi, annesi Havva Hanım, kardeşleri Melek, Fatma, Felek, Nigar, Mustafa ve amcası İbrahimin, onun gözleri önünde, öldürülmesiyle ailenin en küçüğü olarak tek başına kalmıştır.

Yetim kalan Mecit,  1917 yılında Kazım Karabekir Paşa’nın talimatlarıyla, İstanbul’a, Okmeydanı’nda şimdiki Darülaceze’nin yakınlarında bulunan, çocukların kaldığı devlet yetimhanesine gönderilmiştir. Kazım Karabekir Paşa, İstiklal Savaşı öncesi ve sonrası, ailesi savaşlarda şehit düşmüş çocukları toplatarak hem onlara bir yuva kurmuş hem de eğitim ve öğretimleriyle yakından ilgilenmiştir. Tarihe “Mavi Gömlekliler” olarak geçen bu yetim çocuklar, ülke ekonomisine katkıda bulunmak üzere özel olarak kurulan iş ocaklarında kıymetli birer usta olarak yetiştirilmiş ve eğitilmişlerdir. İşte bu yuvalara yolu düşen ve buradaki eğitimlerle vatanına ve milletine hizmet etme bahtiyarlığına erişenlerden biri de Mecit Çetinkaya’dır.

Ancak yaşının küçük olması dolayısıyla aile şefkatine muhtaç olan Mecit, kısa bir zaman devlet kontrolünde Mavi Gömlekliler olarak eğitim aldıktan sonra yetimhaneden, Çeşme Meydanı’nda (Galata) yaşayan bir aile tarafından evlatlık alınmış, fakat aile maddi sıkıntılarından dolayı küçük Mecit’e bakamayacaklarını anlayınca onu, 1918 yılında yine kendileri gibi çocuksuz bir aile olan İnebolu’nun Çercille (Gökbel) köyünde yaşayan akrabaları İsmail ve Fatma Bozkurt’a, devlet evlatlık garantisiyle vermiş, aile küçük Mecit’i üzerlerine kaydettirmiştir.

Kaderin Erzurum’un Kelkit kazasından (Gümüşhane) çocuk yaşında İnebolu’nun Evrenyesi’nin İsfendiyar Dağları’nın eteklerindeki Çercille Köyü’ne kadar sürüklediği Mecit, çocukluk yıllarını bu köyde geçirmiş ve İnebolu’da taşımacılık yapan kaptanların yanında mavnacılığa ilk adımını atarak denizcilikle ilgili deneyimler kazanmaya başlamıştır. 18 yaşına geldiğinde,  köyünde Karadeniz’in Barbaros’u diye anılan yelkenli taka kaptanı Gazi Kadir Ağa ile Kamile Tepe’nin dört kızından biri olan Hatice ile 1930 yılında evlenmiştir. Daha sonra kayınpederinin yanında yelkenli mavnalarda çalışmaya başlamıştır. Kabiliyeti ve cesareti sayesinde denizciliği öğrenerek kayınpederinin yelkenli takasıyla uzak seferlere çıkmaya başlamıştır. Hiç kuşkusuz denizciliği bu kadar çabuk kavramasında küçük yaşta bu mesleğe başlamasının büyük payı vardır.  Ayrıca asırlardır Osmanlı denizciliğine ve deniz ulaşımına sayısız insan kazandıran İnebolu ve Evrenye’nin doğal yapısınında etkisi bulunmaktadır. Evlendikten sonrada mavnacılığa devam eden Mecit Kaptan, uzun seneler deniz taşımacılığı konusundaki deneyimlerini arttırmıştır. Mavnalarla uzak ve yakın seferlere gidip gelirken ileride işlerini nasıl büyüteceğinin hayalini kurduğu daha sonraki yıllardaki hatıratlarında yer almaktadır. Ufku geniş bir insan olarak İnebolu ve Evrenye Mecit Kaptan’a dar gelmeye başlamıştır. Zaten çocukluğunda İstanbul’u görmüş olan Mecit Kaptan’ın yüreğine İstanbul sevdası Çeşme Meydanı’nda evlatlık olduğu dönemde düşmüştü. Çeşme Meydanı’ndaki iskelelerde çocukluğunda gördüğü kayıklar, mavnalar ve diğer deniz ulaşım araçlarına karşı sempati ile bakan Mecit’in günün birinde  buralara geri dönmeyeceğini kim düşünebilirdiki.

Bu düşünce ve sıkıntılar içerisinde iken çok sevdiği vatanına ve bayrağına hizmet etmek için Çerçille köyünden 1935 yılında ayrılarak askere gitmiş, Trakya’da 4 yıl süvari olarak vatani görevini yapmıştır.

1939 yılında askerlik dönüşü Mecit Çetinkaya köyüne dönmeyerek,  ailesini daha iyi imkânlar içerisinde yaşatmak ve kendi ideallerini gerçekleştirebilmek üzere İstanbul Çeşme Meydanı’nda (Galata) Yağkapanı İskelesi’nde mavnalarda çalışmaya başlamıştır. Fermeneciler Sokağı’ndaki mavnalarda çalışmaya başlayan Mecit Kaptan, kısa zamanda küçük yaştan bu yana edindiği denizcilik tecrübesiyle  kendini sevdirmiş ve saydırmıştır. Ancak Mecit Kaptan’ın bütün ideali kendi işini kurması üzerinedir. Elindeki birikimlerle bir tane mavna satın alarak kendi işini kurmuştur. Zaman ilerledikçe İnebolu’nun İsfendiyar Dağları eteklerinde kurmuş olduğu hayallerini gerçekleştirmek üzere işini büyütmeye başlamış ilave mavnalar ve römorkörler satın alarak işlerini geliştirmiştir.

İşlerini büyüten Mecit Çetinkaya mavnalarıyla Karadeniz ve Marmara’da uzak seferlere de çıkmaya başlamıştır.  Bu uzak seferlerinden birinde, İğne Ada’dan yüklemiş olduğu odun ve tomrukları naklederken Karadeniz’de Ruslar tarafından mavnası torpillenmiş ve kendisi dışında teknede bulunan herkes hayatını kaybetmiştir. Mecit Çetinkaya kendine geldiğinde denizde bulduğu bir kalasa tutunmuş ve daha sonra batan mavnanın yarı parçalanmış sandalına kendisini yaralı vaziyette atarak canını kurtarabilmiştir. Günlerce aç, susuz ve soğukla mücadele ederek kıyıya ulaşabilmiştir. Daha sonra kara yoluyla  ailesinin İstanbul’da ikamet ettiği Feriköy semtine gelmiştir. Ailesinin artık öldüğüne inandığı bir anda geri dönen Mecit Kaptan’ın gelişi, eşi Hatice için aslında tarihin bir tekerrürüdür. Savaş yıllarında, Hatice henüz çocukken, babası Kadir Kaptan, Karadeniz’de oğlu Mehmet’le bir sefer sırasındayken Ruslara esir düşmüşlerdir. Hatice, annesi ve kardeşleri, yalnız başlarına kalarak yıllarca yaşam mücadelesi vererek hayatlarını yoksulluk ve acılar içinde geçirmişlerdir. Kadir Kaptan ve oğlu, yaklaşık dokuz sene sonra Rusya’daki bu esaretten kurtulup köylerine dönebilmişlerdir.

Bu olaydan sonra kendine zaman ayıran Mecit Çetinkaya, mavnacılığı geliştirmek için yeni arayışlara başlamıştır. Böylece iş hayatında gerçekleştirdiği en önemli yeniliklerden birini, romorkörlerin çektiği, o zamanlar makinesi olmayan mavnalara makineler taktırıp onları deniz motorlarına çevirerek bunların romorkörlere bağlılıklarını bitirerek  sektöre sunmuştur. Bu reformla birlikte işlerini daha da büyüten Mecit Çetinkaya, Fermeneciler Sokağında bir iş hanı ile birlikte kıyıdaki dubaları satın almayı başarmıştır.

Mecit Çetinkaya’nın geliştirdiği motorlu mavnalar reformu Türkiye’de yeni bir sektörün doğuşuna yol açmıştır. Motorlu deniz vasıtası sahibi olanlar sonraları saç teknelere dönerek armatörlüğe ilk adımlarını atmışlardır.

Mecit Kaptan’ın sahibi olduğu mavnalar, 1940’lı yıllardan başlayıp 1.Boğaz Köprüsü’nün yapımına kadar İstanbul limanlarına gelen tüm gemilerin Limbo ve nakliyelerinde önemli rol oynamıştır. İstanbul’a gelen bütün gemiler o zamanlar sadece Haydarpaşa ve Salı Pazarı limanlarına yanaşıyor, yetersiz gelen limandan dolayı bir çok gemi açıkta demirliyordu. Bütün bu gemilerin boşaltılması bu ağaç motorlar sayesinde yapılabilmiştir. Hatta o zamanlar mavnacılığın ne kadar önemli olduğunu Mecit Çetinkaya bir gazetede çıkan demecinde; “mavnalarım olmasa İstanbul aç kalır” diye belirtmiştir.

1974 yılında Boğaziçi köprüsünün yapımı ile birlikte mavnacılık önemini yitirmeye başlamıştır.  1980 sonrası Haliç yıkımlarının ardından motorlu mavnaların barınacağı yerler kalmayınca ve esnaf işlerinin de küçülmesinden dolayı, ağaç motorlarının hepsine veda edilmek zorunda kalınmıştır.

Mecit Kaptan sosyal alanlardada bir çok  faaliyetlerde bulunmuş kooperatif ve dernekler kurarak deniz esnafını bir araya toplamıştır. “İstanbul Mavnacılar Motorcular ve Romorkörcüler Derneği”nin kuruluşuna öncülük etmiş ve motorcular esnafı tarafından bu derneğin 1955-1956 yıllarında başkanı seçilerek 1978 yılında vefat ettiği tarihe kadar dernek başkanlığını  başarıyla yürütmüştür.

Daha sonra kendi başkanı olduğu dernek ile tüm İstanbul’daki derneklerin bağlı olduğu günümüzde de faaliyetlerini sürdüren İstanbul Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği’nin başkanlığına 1961 yılında seçilmiş ve bu görevi de 1967 yılına kadar aralıksız başarıyla devam ettirmiştir. Başkanlığı sırasında esnaf ve sanatkârların istifade edeceği İstanbul Huzur Hastanesi ve Dinlenme Evleri Vakfı’nın kuruluşunda bulunmuş, bu vakıf adına Beyazıt’ta bulunan Esnaf Hastanesi’ni ve Altunizade’deki Marmara Üniversitesi Hastanesi’nin de içinde bulunan vakıf arazisine, huzur evinin yapılmasına öncelik etmiştir,  vakıf halen çalışmalarına devam etmektedir.

Mecit Çetinkaya’nın sosyal faaliyetleri bu kadarla kalmamış  bunlardan başka birçok dernek ve spor kulüplerinde de başkanlık yapmıştır. 1960’ların başında Karagümrük Spor kulübü,  1965-1967 yıllarında Galata Spor Kulübünün en başarılı olduğu zamanlarında kulüp başkanlıklarını yürütmüştür. Aynı zamanda Kızılay Karaköy  (Beyoğlu) Dernek Başkanlığı ile Demokrat Parti Galata (Beyoğlu) ilçe Başkanlığı görevlerini de başarıyla yürütmüştür.

Mecit Çetinkaya, yapmış olduğu bu çalışmalarında en büyük desteği çok sevdiği ve değer verdiği eşi Hatice Çetinkaya’dan gördüğünü her fırsatta ifade etmiş , eşininde varlığı sayesinde bu durumlara geldiğini söyleyerek kendisiyle her zaman gurur duymuştur.

İstanbul’da her zaman hatırlanacak kalıcı izler bırakan ve ismi yaşamaya devam eden Mecit Çetinkaya’nın şu an ikisi vefat etmiş 9 çocuğu, 17 torunu ile 20 torunu nun çocukları vardır.

Mecit Bey,  19 Mart 1978 yılında 66 yaşında İstanbul Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği’nin kongresinde yapmış olduğu  konuşmasının ardından evine dönerken arabasında fenalaşmış, kurucusu olduğu  Esnaf Hastanesi’nde, ailesini ve sevenlerini büyük acılar içinde bırakarak vefat etmiştir.

Osmanlı Dönemi deniz kültürü ile hem hal olmuş,  gelenek ve yaşayış biçimi ile kökleri altı asra dayanan bir medeniyetin içerisinden süzülen deniz ulaşımı bilgisi ve becerisi ile donanmış olan Mecit Çetinkaya; çocuklarına ve torunlarına yıllarca  yaşatabilecekleri bir isim ve meslek bıraktıktan sonra yakınları tarafından ebedi yolculuğuna uğurlanmıştır.

Mecit Kaptan, çocuklarına ve ailesine hayırla yâd edilen bir isim bırakmıştır. Mecit Çetinkaya’ya layık olmak onun ismini ona yakışır şekilde yaşatmak bütün çocuklarının, torunlarının ve aile fertlerinin  görevidir.

Mecit Çetinkaya Denizcilik Şirketi, Manta Denizcilik Şirketi ve diğer şirketler rahmetli Mecit Çetinkaya’nın kendi ismini verdiği ailenin en küçük oğlu Mecit Çetinkaya ile dedesinin vefat ettiği 1978 yılında doğan,  dedesi ve babasıyla aynı ismi taşıyan torunu , Mecit Mert Çetinkaya tarafından kurulmuştur.

Bu şirketler,dededen kalan çalışma ilkesi ve dürüstlükle bugün sektörde var olmakta, geleceğe aynı ilkeler ve  emin adımlarla yürümektedir.

İstanbul/ Eylül 2009